HOŞGELDİNİZ

Yapım Laboratuvarı : Yapımcılık ile ilgili bilmek istediğiniz herşey...Zeynep Özbatur Atakan'ın gözlemleri, deneyimleri, paylaştıkları...

5 Mart 2013 Salı

SEKTÖREL SORUNLARA BAKIŞ AÇISI ALTERNATİFİ

Merhaba Sevgili Dostlar,

Merhaba

Dün sinema-tv eğitimi alanlar için sadece 'yönetmenlik' ve 'senaryo yazarlığı' olmadığını bu endüstride pek çok iş yapabileceklerini yazmıştım. Uzmanlaşacakları herhangi bir alanın sektörde fayda sağlayacağını belirtmiştim. Pek çok geri bildirim aldım ve bu geri bildirimler üzerine bugünkü yazı oluştu.

Dünyada her sektörün kendine göre sorunları vardır. Burada bu sorunları tanımak ve anlama için deneyimlemek ve buna uygun stratejiler geliştirmek gerekir.Ben, işini iyi yaptığı kadar, kendi yeteneklerinin farkında olanların ve kendini tanıyanların, 'yarışmak' yerine sabırla 'gelişmek' isteyenlerin de bu sektörde hak ettiği yere geleceğine inananlardanım.

Sinema sektöründe, sorun yaşayan pek çok arkadaşımız, öğrencilik dönemlerinden itibaren 'sektörün kötülüğü'nden ve bu yüzden ilerleyemediklerinden yakınırlar. Bu tutum, onların motivasyonunu kırdığı gibi, soruna sadece 'dış odaklı' yaklaştıklarını gösterir.

Oysa sorunlara önce 'iç odaklı' yaklaşmak gerekir. Yaşadıkları her ne hayal kırıklığı ise, buradaki sorunu sadece dışarıda aramak aslında sağlıklı olmayan bir davranıştır. Motivasyonu kırılan kişinin, savunma içgüdüsünün ortaya çıkmasından başka bir şey değildir.

'Dış odaklı' sorunlar her zaman olacaktır. Dünyanın her ülkesinde, ülkenin sosyo-ekonomik durumuna bağlı olarak sektörün sorunları vardır ama o sektörlerde bu sorunları aşarken, belli zor dönemlerden geçmişlerdir.

Oysa 'iç odaklı' sorunlar kişi tarafından bilinirse, yani neleri sevdiğiniz, neleri sevmediğiniz, güçlü ve zayıf yanlarınızın farkında olursanız, o uzaktan çok zor gözüken sektörün aslında kendinizle uyumlu bir alan yakaladığınızda çok da zor olmadığını göreceksiniz.

Bu konudaki en büyük sıkıntı ise, hemen hızla ilerleme ve bir tür yarışma hissiyle gelişmektedir. Oysa bir kişinin yarışı sadece ve sadece kendisiyle ve kendi yaptıklarıyla, objektif bir şekilde olmalıdır. Yani kişi kendi kriterlerini oluşturabilmelidir. Bu da iç odaklı objektif bir bakışla olabilir.

Sevgili dostlar, kendimden örnek vermek istiyorum. 1986 yılında Sinema-Tv eğitimi almak için Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Tv bölümüne girdim. O günlerde, sinema-tv bölümlerine maksimum 15 civarı öğrenci yetenek sınavı ile alınıyordu. 1986 yılında da sinema da sektörden bahsetmek, bugünlere göre imkansızdı. Yılda maksimum 10 film yapılıyordu ve Yeşilçam'ın gelenekleri devam ediyordu. Hepimiz çalışma isteğiyle yanıp tutuşuyorduk. Hepimiz o günlerde tek kanal olan TRT'ye girmek ya da reklam filmi sektörüne girmek için can atıyorduk. O günlerde okullu sinema öğrencilerinin maruz kaldığı 'size okulda şunu öğrettiler mi?' sorusu hepimizin arasında bizi kamçılayan bir söz olmuştu.

Ardından ben önce kısa TRT stajı ile televizyoncu olamayacağımı anladım. Bunun kabahatlisi olarak TRT'yi görmedim. Zira bu çok 'dış odaklı' bir bakış olurdu. Tam tersi, TRT'deki staj dönemimde, kendime daha çok soru yönelttim televizyonculuk ile ilgili... Kendi kendime sorduğum sorularda yani bugünkü deyimle 'iç odaklı' bakışımdan, benim karakterimin, yeteneklerimin ya da yeteneğimin olmadığı şeylerin toplamına baktım. Sonuçta reklam filmi sektörüne geçmek için çalışmalara başladım. Bir arkadaşım ile Sinan Çetin'in yanında en son asistan olarak, hiçbir maddi beklentim olmaksızın çalışmaya başladım. 3 ya da 4 film sonra beni 'yapım sorumlusu' daha sonra 'reji asistanı' yaptılar...Peki ben sektörden ne kadar hoşnuttum? Hiç hoşnut değildim ama başka bir iş yapmak ta aklımın ucunda geçmiyordu. Bu durumda sektörün sorunlarını anlamaya odaklandım... Reklam filmi sektöründe azimle 10 yılı aşkın bir süre geçirdim. Belli bir zamandan sonra ekonomik olarak ta rahat ettiğim bir sürece girdim. Bu arada 'sinema' için yanıp tutuşuyordum. 1998 yılında Sinema sektörüne Lola ve Bilidikid (Kutluğ Ataman) filmi ile girdim. Ama bir baktım ki, Türkiye sinema sektöründeki sorunlar dolu...Tahmin edeceğinizin çok üzerinde sorun yaşadım.Üstelik okulumu bitireli neredeyse 10yıl olmuşken... Hatta 'yapımcılık' kavramı hiç bilinmiyor. Yine kendi kendime, burada neler yapabileceğimi, olumlu ve olumsuz yanlarımı bulmaya odaklandım. Sonra sektörün olumlu ve olumsuz yanlarına odaklandım. Kendi kendime bir strateji yaptım ve sadece 'işime' odaklandım.Dünyada ve Türkiye'de yapılanları inceledim, fark yaratmanın formüllerini aradım, hala aramaya devam ediyorum.

Bütün bu süreçlerde öğrenmeye, araştırmaya ve deneyimlemeye devam ettim, ediyorum. Bilgi benim dünyam oldu... Sevdiğim bir işte 'bilgi sahibi' olmak ise benim hayatta en mutlu eden şeylerden biri...

Sevgili Dostlar, 
sizlerle kendimden örnek verdim. Ben de Türkiye'de sinema-tv eğitimi aldım.Tüm sinema-tv öğrencileri ile eşit koşullarda mezun oldum. Ailemde bu işler ile ilgili kimse yoktu. Yani tanıdık-torpil vs olmadan, Türkiye'de varolmayan bir sektörde varolmaya çalıştım. Büyük zorlukları fazlasıyla ben de yaşadım. Ama, sorunları hep aşabileceğim bir oyun gibi gördüm. Hatta sorunlar, beni ben yaptı... Diyeceğim şudur ki, kendi hayatınızın kumandasını elinize alın, kendinizi tanıyın... O zorlu gördüğünüz sektör ile ilgili değil, kendinizle ilgili, sevdiğiniz iş ile ilgili adımlar atmaya çalışın. 


Eğer, sinema alanında üretmek istiyor ve sektörü bir düşman gibi algılıyorsanız yol almanız zorlaşacak. Oysa sektörü daha çok tanımak, deneyim ve pek çok hayal kırıklığından geçiyor. O hayal kırıklığı dediğiniz şeyler, aslında sizlerin eğitimi oluyor. Yani, bir daha ki sefere daha deneyimli ve güçlü oluyorsunuz. Bu nedenle alınganlığı, küskünlüğü ve öfkeli bakışı bir tarafa bırakıp, küçük adımlarla yollara düşmenin zamanıdır.

İyi yaptıklarınızı, sinema alanında da yapmaya başlarsanız mutlaka karşılığını bulacaktır. Bu nedenle de yeni başlayacak arkadaşlara, 'yaratıcı' konularla sektöre girmeleri yerine uzmanlık isteyen farklı alanlarla girmelerini öneririm.

Hepinize umut dolu, motivasyonu bol bir gün dilerim...


4 Mart 2013 Pazartesi

SİNEMA EĞİTİMİ, SEKTÖR VE KARİYER ÜZERİNE...

Sinema alanında üniversite eğitimi alıp, devamında Türkiye sektöründe iş ortamında iş arayan pek çok genç korku ve hayal kırıklığı yaşıyor.
Aslında ben de sinema-tv eğitimi almış birisiyim.Türkiye'de bu eğitimin ve sorunların üzerine uzun uzun yazabilirim. Zira, her birinde farklı bilgiler ve sistem üzerinden yürüyen bir çalışma var. Bunun da ötesinde, benim sinema-tv okuduğum yıllarda, yetenek sınavı ile bu bölüme öğrenci alınırdı, oysa şimdi genel sınav ile öğrenci alınıyor.
Ama beni endişelendiren konu,burada 4 yıl eğitim alan öğrencinin hayattaki kariyeri nasıl ilerleyecek?
Sinema sektöründe herkese iş var mı? Zira televizyon ve reklam sektörü için de aynı durum geçerli...
Öğrenci mezun olduktan sonra, uygulamaya girişi nasıl olacak... Genellikle bu mezunlar, senaryo yazıp, bu senaryoyu birilerine okutup 'hız'la yol almak istiyorlar. Ya da , 'sette çay taşırım', 'sette kamera arkası ya da fotograf çekerim' diyerek yine senaryolarının kabul edilmesi için, ya da bir an önce yönetmenlik yapmak için haklı bir yol bulmaya çalışıyorlar. '20'li yaşlarındaki bu gençlerin çok çaresi de yok. Çünkü sinema alanında eğitim alınınca mutlaka senaryo yazarı,yönetmen olunur gibi bir inanç var. Zaten bunun dışında düşünenler, sektörde hızla yükselip kariyer yapmaya başlıyorlar.

Oysa, bu sektörde kariyer yapmak isteyen birisi, sadece yönetmenlik ya da senaryo yazarı olarak kariyer yapma ısrarından vazgeçmeli. Hem maddi, hem manevi olarak bu sektörde yapılacak pek çok iş ve meslek dalı var. Uzmanlık isteyen pek çok alan var. 

Ayrıca bu sektörde hangi alanda başlarsanız başlayın senaryo yazabilmek ve yönetmenlik yapma şansını daha hızlı ve bilinçli bir şekilde yakalayabilirsiniz. 
Tabii benim en çok tavsiye edeceğim alan 'prodüksiyon'dan başlamanızdır. Zira bu, bütün kariyerinizin nasıl olacağı konusunda size çok yardımcı olacaktır. Hızla ilerlemenize, herşeyi daha detaylı öğrenmenize yardımcı olacaktır.

Yapımlab'da eğitim alan öğrencilerime, çok çeşitli çalışmalar yaptırırım.Bu çalışmalar, onların yol çizmelerini, yeteneklerine dair yol almalarına yardımcı olur. Ama herkese önerim koşulsuz olarak 'yapım grubu' ya da teknik tarafı güçlü ise 'kamera-set  grubu'nda çalışarak başlamalarıdır.Burada çalışamayıp, benim işim 'yönetmenlik' gibi düşünen arkadaşları zor bir geleceğin beklediğini deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim.
Son olarak, Türkiye sinema sektöründe yapılacak çok iş var... Okulda okuyup mezun olan arkadaşların bunu görerek, bir yerden başlamalarında fayda var.

Bu arada 'Yapımcı' ile 'Yatırımcı' farkını anlamış, yapımcı adaylarının olması beni çok sevindiriyor. Bu noktada, atölyelerimde eğitim almış donanımlı 'yapımcı' arkadaşlarımın işlerini görmek ve göreceğimi bilmek beni mutlu ediyor.
Aynı durumları diğer uzmanlık alanlarında da görmeyi diliyorum.
Bunun için almış olduğunuz eğitim, istekleriniz, yetenekleriniz ve sektörün durumu arasında ayakları yere basan bir kariyer planı yapmanız gerekiyor. Yol haritanızı çıktığında, kafanızdaki pek çok korku yaratan soru da cevap bulacaktır.

Herkese, bu sektörde ışıklı bir kariyer diliyorum.

18 Şubat 2013 Pazartesi

SETTE ÇAYCILIK YAPMA MESELESİ...

Öncelikle herkese iyi pazartesiler... 

Bir süredir, pek çok kişiden iş başvurusu ile ilgili 'özgeçmiş' e-posta, mesaj, twit aldım ve almaya devam ediyorum.

Özetle, 'sette her işi yaparım, çaycılık bile...' diyen, çalışma isteği ile dolu mesajlar...

'Sette çay' meselesi önemli bir konudur. Çünkü bu sıradan 'çay demledim' meselesi değildir. Setin ritmine ve trafiğine uygun bir sunum yapabilmek, sette iletişim sınırlarının dozunu ayarlamak ve yaptığı işi sevmek.

'Yaptığı işi sevmek' gerçekten çok önemli. Film setinde 'çaycı' olmayı isteyen donanımlı nice arkadaşımı, kardeşimi çok iyi anlıyorum. Zira, yola çıkmak için ilk adımlardan bir tanesi olarak görülüyor. Ben, zamanında kendimde bu işi yaptığım için yararı sonsuz... Bugün bile çok yararını görüyorum. Ama yarar görebilmenin tek yolu var: O da yaptığınız işi sevmeniz çok önemli. Çay demleyip kalabalık bir sete sürekli servis etmekten memnun olmak. Oysa çay yapmaya gelip, set'e bir göz atarım, arada da çay yaparım diye düşünüyorsanız yanılırsınız. Çünkü, bazen değil set'in içine girmek,kamerayı görebilmeniz bile mümkün olmayabilir. Çünkü setteki 'çay sorumlusu' olmak önemli bir iştir. Sinema sektörüne girmek isteyenler için, sadece ilk adım olarak iletişim ağının gelişmesini sağlar. Ama sette her şeyi göreceğim diye bu işi istiyorsanız, bu önemli iş için 'çaycılık bile...' ifadesini kullanmamanızı öneririm. Zira film setinde 'çaycılık' önemli ve fonksiyonel bir iştir. Başka bir şey düşünmeye fırsat bırakmaz. Ama işinizi iyi ve hakkıyla yaparsanız, inanın ki bir kapıyı aralamış olursunuz.

O yüzden 'sette çaycı bile olurum' diyen arkadaşlarıma, 'bile' kelimesini kullanmamalarını öneririm.

Ayrıca, setlerde çalışmak isteyen arkadaşlar için, set işçiliği, ışık asistanlığı, transfer sorumluluğu, sanat grubu için düzenleyici gibi çok önemli pozisyonları başlangıç olarak öneririm.

Sevgili Dostlar, ne iş yaparsanız yapın, o işin en iyisini yapmaya çalışmanızı öneririm. Yaptığınız işi o anda geçici bir işi olarak görüp, başka konulara odaklanmamanız en doğrusudur. İşini iyi yapan, o anda o işin hakkını veren mutlaka yol alacaktır. 

Hepinize iyi pazartesiler...

11 Şubat 2013 Pazartesi

PROJENİZİN İLERLEMESİ KONUSUNDA SIKINTILAR MI VAR?


Bir proje, 'geliştirme' sürecinde tıkanık süreçlere girebilir. Bu durumlar yaratılacak çözüm yolları çok önemlidir. Doğru çözümleri yaratmak ise yine 'yapımcı' nın önemli işlevlerinden biridir.

Proje Arge Dönemi:
Bu dönem projenin stratejik planlamasının yapılarak, senaryo, yönetmen, bütçe ve finans planının yapıldığı bir süreçtir. Bu süreç içerisinde projeye finans kaynağı arandığı için, planlama çok objektif yapılmalıdır. Örneğin yönetmenin ilk filmi ise, önce yapmış olduğu kısa film, belgesel vs… gibi bir çalışması varsa, bu çalışmaların yapılmak istenen projeye referans olup olamayacağı çok önemlidir. Bu durum, süreç içerisinde belli olur. 

Arge süreci, bir projenin zorluklarını ve yapılabilirliğini, finans yaratıp yaratamayacağını anlaşılması için geçen bir süredir. Bu nedenle proje geliştirilirken, bu süreçte yüzde yüz finans bulabileceğiniz anlamına gelmez. Bu süreçte projenin finansını yaratmaması durumunda formüller üretilmesi gerekir.

Ar-ge süreci 9-24 ay içerisinde olmalıdır. Bu süreçte proje finansmanının %60'ını yaratamamışsa projenin yeniden gözden geçirilmesi gerekir.

Özellikle ilk filmini çekecek olan yönetmenler ile çalışacak yapımcıların dikkat etmesi gereken konular şöyle olmalıdır:

Senaryonun durumu : Senaryo, finans bulma yolunda ilk referanslardan bir tanesidir. Dolayısıyla 'sağlam' bir senaryo olması gerekir. Senaryo dramaturjik yapı, karakterler ve fonksiyonları, bütünlük, diyaloglar açısından sorunsuz olmalıdır. Bu bağlamda senaryonun profesyonel olması çok önemlidir.

Yönetmenin durumu : Yönetmen, ilk filmini çekeceği için daha önceki deneyimleri ve yaptığı işler çok önemlidir. Yönetmenin iyi  bir 'kısa film'inin olması çok önemlidir. Ya da deneysel' , 'belgesel' çalışmaları varsa, bunların yeni yapacağı işe referans oluşturması gerekir. Aksi takdir de, yol almak zorlaşabilir. Güncel olarak bu konuda yaşanan en önemli sorunlardan bir tanesi, 'yönetmen'in güven vermemesidir. Finansman kaynağı sağlayan kurum  ve kuruluşların senaryoya bakışı olumlu olsa bile 'yönetmen' konusunda tedirginlik yaşayabilirler. Bu durumlarda 'yönetmen'in kendini doğru ifade edeceği bir strateji yaratması ve yapımcı tarafından bunun uygulamaya konulması çok önemlidir.

İlk filmini çekecek olan yönetmenlerin karşılaşacağı zorluklar nelerdir:

-Senaryosunun yüksek bir maliyet ile gerçekleşecek olması,
-Daha önceki deneyimlerinin, bir referans oluşturamaması (kısa filmi olsa bile, bu kısa filmin yeterli bir sinemasal eşiği geçememiş olması)
-Yönetmenin daha önce film endüstrisi ile hiçbir bağ kurmamış olması (bu konu genellikle belli bir yaşın üzerinde olan yönetmenlik yapmak isteyenler için geçerlidir)
-Yönetmenin film endüstrisinde başka hiçbir görevde çalışmamış olması
-Hedefinin erişilebilir bir hedef olmaması

İlk filmini çekecek olan yönetmenlerin avantajları nelerdir:
- Daha önce yapmış olduğu kısa film vb… çalışmaların ödül almış olması
-Sinema, reklam, tv dizisi gibi sektörlerde sahada veya herhangi bir yerinde çalışmış olması
-Sinema kültürünün olması
-Projenin senaryo-maliyet-bütçe ilişkisinin risk alınabilir bir düzeyde tutulmuş olması

İlk filmini çekecek olan yönetmen ile çalışacak olan yapımcının strateji yaratması gerekir. Yukarıda yazmış olduğum konuları gözden geçirerek , 'yönetmen' ve projesini objektif bir bakış açısıyla değerlendirmeli ve yol haritasını buna göre düzenlemelidir.
Özellikle zaman konusunda acele etmemelidir. Zaman sıkışıklığı, acele etmek, bu tip çalışmalarda yanlış kararlar alınmasına neden olur. Bu nedenle ar-ge sürecini minimum 9 ay, maksimum 24 ay olarak düşünülmelidir. İlk  9 ayın sonunda bir yol alınamamışsa, projenin sorunları yeniden değerlendirilmelidir. Zira şu sorunlar olabilir:

1-Yönetmenden kaynaklanan sorunlar
2-Senaryodan kaynaklanan sorunlar
3-Hedefin yüksekliğinden kaynaklanan sorunlar

Bu sorunların hangisi olduğunun tespiti çok önemlidir. Çünkü çözümde bununla birlikte gelecektir. Örneğin yönetmen kaynaklı bir sorun olarak düşünülüyorsa, buna göre yeni bir strateji belirlenebilir. Sorun senaryo'dan kaynaklanıyorsa, senaryo yeniden revize edilebilir. Yönetmen ve senaryo yüksek hedeflere odaklıysa, o zaman hedef küçültmek gerekebilir.


Sinema endüstrisi'nde finans yaratabilmek, günümüzün rekabetçi koşullarında oldukça hassas bir konudur. Finans yaratma aşamasından, dağıtım ve pazarlama'ya kadar her aşamada bilgi, strateji gerekmektedir. 'Tanıdık aracılığı' ile ya da 'tanınmış birini devreye sokarak' yol alınabileceği yanlış bir inançtır.

Zira, sinema endüstrisinde hayal ettiğiniz bir şeyi, objektif kriterlerle değerlendirip yol almanız gerekir.


Günümüzde, 'aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz' yaklaşımı bu tip finans arayan sinema filmi yapmak isteyenlerin unutmaması gereken bir gerçektir. 

Dolayısıyla 'iş'inize ne kadar objektif olup, geliştirme konusunda açık olursanız, o kadar hedefinize yaklaşırsınız.

31 Ocak 2013 Perşembe

EKİP ÇALIŞMASINDA 3 ÖNEMLİ UNSUR



Ekip çalışmasındaki önemli özellikleri ele almak gerekirse şöyle sıralayabiliriz:

1-Ortak vizyon oluşturabilme:

Bir ekipte çalışanların ortak vizyona sahip olmaları çok önemlidir. Bunun için 'vizyon' kelimesinden neyi kastediyoruz, bunu incelemeliyiz.

1-Vizyon nedir?
Uzun bir gelecekte ulaşmak isteğimiz duruma 'vizyon' denir. Dolayısıyla bir film ekibinde çalışanların, yaptıkları işler birbirinden farklı bile olsa, vizyonları birbirine yakın olmalıdır. Vizyon, kendiliğinden gerçekleşmeyecek ancak gerekli çabalar harcanırsa  başarılabilecek bir idealdir. Bu ideallerin birbirine yakın olması çok önemlidir.Vizyon, içinde bulunduğumuz şartlarla uzun vadeli amaçlarımızın bileşiminden oluşur.Vizyonun altında stratejilerin, amaçların, motivasyonların, duyguların ve değerlerin yönlendirileceği eğilimler belirlemek gerekir. 
Vizyon ne değildir?
-Gelecek ile ilgili tahminler yapmak değildir
-Hiçbir şey yapmadan, hayatın sizi yönlendirmesine izin vererek ulaşacağınız durumu tanımlamak değildir.
-Yalnızca  düşlerle varolan duygu ve görüntüleri, davranışların çıkış noktası yapmak değildir.
-Bir macera arayışı, bir koyup üç kazanılacak bir oyun değildir.
Vizyon gelecekle ilgili bir şeydir. Yaşanılan günden geleceğe oluşturulacak olan köprünün, iş yerinin çalışanlarının, toplumun geleceğine yönelik beklentilerin ifadesidir.
Bu nedenle bir ekipte çalışanların birbirine yakın bir vizyona sahip olmaları çok önemlidir. 

2- Ortak Amaç Oluşturabilme:
Amaç, ulaşmak istenen sonucu belirtir.
Amaç kavramı, sinema endüstrisinde çok önemli bir kavramdır. Bir film projesinin gelecekte ulaşmayı hedeflediği durumu ifade eder. Amaçlar strateji oluşumuna da temel teşkil ederler. Strateji ve misyon amaçların gerçekleştirilmesinde bir araç konumundadır. Amaçlar, ekiplerin erişmeye çalıştığı uzun dönemli genel sonuçlar olarak tanımlanabilir. Amaçlar, soyut kavramlardır. Bu nedenle, bir hedef doğrultusunda oluşmalıdırlar.

Bir film ekibi, projenin amaçlarını çok iyi kavramalı ve o şekilde davranmalıdır. Ortak amaçları, projenin amaçlarına uygun kalitede hizmet üretmek olmalıdır.

3-Motivasyon
Ekip üyeleri, liderden başlayarak birbirlerini motive edebilmelidirler. Birbilerini anlamaya çalışarak, empati duyarak, iş bölümü yaparak, birbirlerini takdir ederek olabilir. Sorun oluştuğunda, çözüme destek olacak öneriler geliştirebilmelidirler. 

Bu 3 önemli unsur, bir ekibin sağlıklı işler üretebilmesi için en gerekli unsurlardır.

24 Ocak 2013 Perşembe

HEDEFE ULAŞMAK İÇİN ENDÜSTRİYEL BİLGİNİN ÖNEMİ...


Atölye çalışmalarımda her zaman bir 'proje'nin güçlü ve zayıf yönleri ile görülmesi gerektiği konusunu ele alırım. Bu çalışmayı gruplarla yapmaya başladığımızda genellikle zorluklar çıkmaya başlar. Projenin güçlü diye düşünülen yanlarının aslında 'güçlü' olamayacağı, bunun yanı sıra hiçbir 'zayıf' olabilecek yönün düşünülmediğini gözlemliyorum.

Oysa projenin 'zayıf yönleri' doğru tespit edilirse, yine doğru bir çözüm üretilerek 'güçlü yönleri' artabilir. Bunun en önemli başlangıç noktası ise 'proje sahibi'nin kendi güçlü ve zayıf yönlerini tanımasından geçer.

Pek çok danışanımın ve öğrencimin benimle çalışmaya başladıklarında, sorunları konuşmaya başladığımızda 'sorun' olarak gördükleri ya da motivasyonlarını düşüren şeyin, ne olduğunu ararız. Bu genellikle 'projelerini sektörün zorlayıcı' tarafları nedeniyle hayata geçiremeyeceklerinden kaynaklanan korku olduğunu gözlemlerim. Bu korkunun nedeni çok basittir aslında... Sektör hakkında, sadece dışarıdan gözlem yaparak, yaratıcı dürtüleriyle bir iş ortaya çıkarmışlardır ama ortada bir fikir veya senaryo dışında Bir şey yoktur ve bunun hayata geçmesini istemektedirler. Oysa, sinema sektöründe, 'endüstri bilgisi' herşeyden önemlidir. Bilgi olmadan, yol almak imkansızdır. Bu tip kişiler, 'yaratıcı' özellikleri konusunda gelişime açık, 'sektörel bilgi' konusunda kapalı olarak ilerlemişlerdir. Hatta bunu 'zayıf' kalmış bir yön olarak çoğu zaman farketmemişlerdir.

Her alanda bilgimizi geliştirmeliyiz...
En önde olduğumuz ile en arkadan gelen arasındaki fark
çok olmamalıdır.
Sinema endüstrisi, uzaktan eğlenceli ve kolay bir iş gibi görünür. Özellikle, herkes yapabileceğine inanır. Oysa, sinema endüstrisi pek çok kolu olan bir endüstridir. Bu endüstride üretim yapmak isteyenler, kendi ilerlemek istedikleri alan dışında hem kültürel, hem teknik, hem de deneyimleyerek ilerlemek ve öğrenmek durumundadırlar.

İşte 'bilgi'nin nerelerde eksik olduğunu bulur ve kendimizi o yönde geliştirirsek, güçlenmeye başlarız ve devamında 'yaratıcı' düşünce artarak gelmeye başlar.

Bu endüstride üretmek isteyen kişinin, endüstriye uyum sağlaması ve mesleki hedeflerine ulaşabilmesi için hem güçlü yönlerini, hem zayıf yönlerini fark edip, bunu geliştirmeye çalışması gerekir.

Sinema alanında kendini geliştirip, kariyer yapmak isteyenlerin endüstriyel bilgilerini geliştirmeye açık olmaları çok önemlidir. Çünkü teknoloji geliştikçe, bu endüstrinin de bazı dinamikleri değişmektedir.

Fikir, senaryo, maliyet, bütçe, finans planı, dağıtım, pazarlama, ülke endüstrisi, seyirci sayısı, rekabet ortamı, festivaller, ödüller vs... derken pek çok bilgi ve disiplinin bir arada olması gerektiğini görürüz. Bu bilgilerin tümü hedef koymamızı ve yol haritamızı belirler. Bu nedenle yukarıda saydığım pek çok konuda güçlü ve zayıf yönlerimizi bulup, eksiklerimizi tamamlayıp, bilinçli olarak yola devam etmeliyiz.

20 Ocak 2013 Pazar

YENİ ATÖLYELERİMİZ

Sevgili Dostlar,

Şubat ayında açılacak atölyelerimiz için kayıtlar devam ediyor:

-BURAK GÖRAL İLE SENARYO ATÖLYESİ

-TUNA KİREMİTÇİ İLE SİNEMA VE EDEBİYAT ATÖLYESİ

-HARİKA UYGUR İLE OYUNCU SEÇİMİ SIRLARI

-ZEYNEP ÖZBATUR ATAKAN İLE TEMEL YAPIMCILIK ATÖLYESİ

Detaylı bilgi için, 0 212 252 4556 Ayşegül Yeşim'i arayabilirsiniz.