HOŞGELDİNİZ

Yapım Laboratuvarı : Yapımcılık ile ilgili bilmek istediğiniz herşey...Zeynep Özbatur Atakan'ın gözlemleri, deneyimleri, paylaştıkları...

17 Aralık 2012 Pazartesi

HEDEFLERİNİZ VE SİZ

Merhaba Sevgili Dostlar,

Benim açımdan oldukça yoğun günler... 2013'de yeni filmlerin yapım süreçleri başlayacak, YAPIMLAB biraz daha ailesini büyütecek ve pek çok bilgi paylaşılacak.Ben de 2013 yılı için 'hedef'lerimi yavaş yavaş oluşturuyorum. Bu çalışmayı kendim için yaparken, yaptıklarımın sonuçları ile yapacaklarımın arasındaki dengeyi kurmaya çalışıyorum.

Bugün, derlerimde hep anlattığım ve çok önemsediğim 'hedef bulma' konusunda yazmak istiyorum.  Öncelikle 'hedef' kelimesi, hem 'amaç, niyet' ile aynı anlamda kullanılan bir kelimedir. Bu yine Türkçe'de yaygın olan 'onikiden vurmak', 'nokta atışı yapmak' gibi bazı kavramlarla da karışır. Oysa hedef, sinema profesyoneli olmak isteyen ya da olan birisi için her şeyden önce 'o duruma  ya da kişiye özel' bir durumdur. Bu nedenle bu alanda üretim yapan kişinin, çıkış noktası, başkasının başarısı ya da başarısızlığı değil, kendi kendini doğru değerlendirme durumu olmalıdır.


Genellikle, ulaşılabilir olmaktan öte hedefler koyduğumuzda, 'hayal kırıklığı' da bir o kadar yakın olur.

Bu noktada kendinizi değerlendirirken birkaç konuda kendi durumumuzu net bir şekilde ortaya koymalısınız.

BİLGİ DURUMU:
Sinema alanında üretim yapmak isteyenler, 'eğitim'in önemini mutlaka öğrenmek durumundalar. Nasıl bir cerrah eğitimi olmadan ameliyat yapamazsa, sinemada üretmek isteyen birisi de, bu konuda eğitimini tamamlamak zorundadır. Hatta, bir cerraha göre şanslıdır, zira film çekmek için diplomaya gerek yoktur. Ama bilgiye ve eğitimli olmaya ihtiyaç vardır. Bunu 'kişi' film izleyerek, okuyarak ve hatta minik denemeler yaparak sağlayabilir. Yani bu konunun üniversitesini bitirmek değil, bilgilerin bu işi yapmaya yeterli olup olmadığı önemlidir. 

Özetle, bilgi olarak, ne durumda olduğunuzu iyi analiz edin. Özetle yapmak istediğiniz iş için bilginizin yeterliliğini kontrol edin. Unutmayın 'bilgi' önemli bir anahtardır.


YETKİNLİK:
Ulaşmak istediğiniz hedefi planlarken, yapmak istediğiniz projede yetkinliğinizin olduğu durumları gözden geçirerek 'erişilebilir ve ölçülebilir' bir hedef oluşturmalısınız. Örneğin ele aldığınız konuda ne kadar yetkinsiniz? Kendi deneyimleriniz kadar mı, yoksa konuyu araştırdınız mı? Kendi yetkinliğiniz çerçevesinde kuracaksanız, sınırlarınızı buna uygun oluşturmalısınız. Yetkin olmadığınız bir konuda hayal kurmak ve bu hayale uygun 'hedef koymaya çalışmak' size 'hayal kırıklığı' yaşatabilir.


BEKLENTİ:
Beklentilerinizin sınırını çizmelisiniz. Çünkü, 'hedef' koyarken en önemli konulardan biri de gerçekçi beklentiler koyabilmektir. Çünkü gerçekçi olmayan beklentiler, hedefi 'ulaşılmaz' kılar. Beklentinizi ortaya koyarken, bilgi ve yetkinliğinizi gözden geçirmelisiniz. Beklentinizi buna göre koymalısınız.

ÖNCELİK:
Hayattaki önceliklerinizi bilmek ve ona uygun bir plan yapmak gerçekten çok önemlidir. Özellikle sinema alanında üretmek isteyenler kariyer planlamasını ve önceliklerini buna göre belirlemesi gerekmektedir. Özellikle Türkiye'de sinema alanında, kariyer yapmak uzun ve bazı özveriler gerektiren bir süreçtir. Ekonomik olarak geri dönüşü, uzun vadede ve yavaş olacaktır. Özetle bir öncedeki maddede olduğu gibi yetkinlik kazanana dek, ekonomik getirisi yüksek olmayacaktır.


Yukarıda yazdığım dört önemli konuyu gözden geçirdikten sonra 'kendi kendinizi değerlendirmiş olursunuz'... Sinema alanında üretmek isteyenler için bu çok önemli bir konudur. Yani siz, kendinizi doğru değerlendirip, doğru hedefler koyarak yol alabilirsiniz. 

Özetle, sinema alanında profesyoneller, uzun bir yolculuğa çıktıklarını unutmamalıdırlar. Hedeflerini, bunu unutmadan koymaları, bu yolculuğun, güvenli geçmesini sağlayacağı gibi, başarıya da adım adım götürecektir.

10 Aralık 2012 Pazartesi

SİNEMA PROFESYONELİ OLMAK İSTEYENLER İÇİN PRATİK BİLGİLER-2

Merhaba Sevgili Dostlar,

Herkese iyi haftalar dilerim. Sinema alanında profesyonel olmak isteyenlere bugün yeni bazı önerilerim var. 

Objektifliği yakalamak : 

Eğer bir senaryo yazdıysanız, ya da yazmak için bir motivasyonunuz varsa, bu konudaki bilgileriniz gözden geçirmelisiniz. Seçtiğiniz konuyu neden bir film yapmak istiyorsunuz? Daha önce izlediğiniz bir filmin etkisinde kalıp, benim hikayemde böyle bir film olur diye mi düşündünüz? Yoksa özgün bir hikaye mi oluşturdunuz? Bunun ayrımını mutlaka yapmalısınız. Söz konusu konuyu bir projeye çevirmeden önce, ne kadar 'içselleştirdiğinizi' ve bunu 'içselleştirme' nedenlerinizi gözden geçirmelisiniz.

Ya da yönetmenliği hedeflediyseniz,  bu konudaki bilgi, birikim ve deneyiminizi sorgulamalısınız. Yönetmenlik, sinema bilgisi, teknik bilgi, analitik bir düşünce yapısı gerektirir. Kamera, sadece bir araçtır ve sizin görmek istediğiniz görecektir. Dolayısıyla 'yönetmen' olmak için gerekli bilgi ve birikiminize objektif olmalısınız.


Kendinize ve projenize dışarıdan bakmak:

Bunun için bugün sizlere basit bir metot önereceğim. Yazdığınız senaryoyu, ya da çekmeyi planladığınız filmi, yakın gördüğünüz bir dostunuza anlatarak, kendinize objektif bir bakış kazanabilirsiniz. Unutmayın ki, çekmek istediğiniz film, sinemada az ya da çok birileriyle buluşmak durumunda. Bu noktada fikrinizi kağıtlardan çıkarıp 3 boyutlu hale getirebilirsiniz. Kimseyle paylaşmak istemiyorsanız, en basit cep telefonunu kamerasını kendinize tutarak, projenizin sunumunu kendinize yapabilirsiniz. O zaman, projenizde anlatmak istediğiniz şeyleri, bir kez de kendi sesinizden duyarsınız ve bu çok yararlı olur.


Düzenli kitap okuma ve film izleme:

Bu alanda profesyonel olanların düzenli kitap okuması ve film izlemesi çok geliştiren bir çalışmadır. Ayda 1 kitap, 4 film izleyerek başlayabilirsiniz. Bu çalışmalardan sonra kendiniz için aldığınız notları, etkilendiğiniz veya hiç etkilenmediğiniz noktaları bulmak sizi çok geliştirecektir.


Herkese iyi haftalar:)

6 Aralık 2012 Perşembe

PROJE GELİŞTİRMEK İSTEYENLER İÇİN...

Merhaba Sevgili Dostlar,
Bugünlerde YAPIMLAB öğrencilerinde yoğun bir çalışma var... Tüm gruplar projelerini geliştirmek için çalışıyorlar, hatta 2013'deki pek çok fon'a başvurmak için 'profesyonel' hale getiriyorlar. Benim için apayrı bir heyecan. Hepsinin projesi benim için 'biricik'... Hepsinin benim için değeri var. Ama hangileri önümüzdeki yıl öne çıkmış  ya da çıkmakta olacak, hep birlikte göreceğiz...

Projesini geliştirmek isteyenlerin en önem vermesi gereken birkaç konuyu burada yazmak istiyorum. Yapımlab öğrencileri için 'tekrar' olacak olsa da, bilgi bilgidir.

1-Öncelikle, yapmak istediğiniz 'fikir'in bir proje olup, olamayacağını değerlendirin.

2-Bir 'fikir', proje olabilmesi için mutlaka bir yönetmene, ya da yapımcıya ihtiyaç duyacağını unutmayın.

3-Söz konusu fikrinizi, bir film öyküsü haline getirin.

4-Bu öykünün ilk 'sinopsis'ini yazın. Sinopsis'te  filmin konusunu, hikayenin nasıl gelişip sonlanacağını açık bir şekilde ifade edilmelidir. 2 sayfayı geçmemelidir.

5-Sinopsis oluştuktan sonra tretmanınızı yazın. Tretman filminizin kısa özetidir. Dramatik yapının daha iyi anlaşılmasını sağlar. Sinopsiste yer almayan ayrıntılara yer verilir.15-20 sayfayı geçmemelidir.

6-Kendinize hedef bir senaryo yazımı ile ilgili ve başvuracağınız geliştirme fonlarının son katılım tarihlerine göre 'hedef' takvimi oluşturun.

7-Bu 'hedef' takvimi baz alarak geliştirme bütçesi oluşturun. Bu bütçeyi oluştururken 'senaryo yazma' sürecini de göz önüne alın.

8- Proje geliştirme bütçenizi oluşturduktan sonra, buna uygun finans planı oluşturun. (Bu bütçe ve finans planı sadece 'proje geliştirme' için oluşturun, bu konu 'film bütçesi ile karıştırılmasın)

9-Yazar-Yönetmen ve Yapımcı görüşü oluşturun.
Projenin hangi birimindeyseniz, bununla ilgili görüş ve beklentilerinizi, hedeflerinizi belirttiğiniz görüş yazısı oluşturun.

10- Özgeçmiş
Özgeçmişinizi hedefe uygun bir şekilde yazın. İlk defa endüstriye adım atacaksanız, daha önce yaptığınız işleri mutlaka yazın anacak, 'iş başvurusu' özgeçmişi gibi olmamalı. Özellikle, bu alanda fark yaratacağınız özellikleriniz yer almalı.

11-Görsel materyal
Proje dosyanıza çok abartılı olmamak koşulu ile projenizi iyi ifade eden görsel materyaller ekleyebilirsiniz.


İşte sevgili dostlar bu 11 madde için, önünüze takvim alıp ilerleyebilirsiniz. 

Herkese 'proje'lerinde yol açıklığı ve kolaylıklar dilerim...

27 Kasım 2012 Salı

APSA SONRASI... ANILAR... BAŞARILAR... VE ÇALIŞMAYA DEVAM...

Merhaba Sevgili Dostlar,

Pazar akşamüzeri Türkiye'ye döndüm. Bildiğiniz üzere oraya jüri üyesi olarak gitmiştim.Türkiye'nin başarılarıyla mutlu olarak, gurur duyarak döndüm...

Zira izlediğim 19 Asya-Pasifik menşeili filmler arasında Türkiye sinemasının ne kadar güçlü bir şekilde geliştiğini gördüm. Jüri üyesi benim dışımdaki 5 farklı ülke ve kültürden gelen sinema profesyonellerinin görüşleri de bu yöndeydi.




Yapımcılığını Bulut Film'in, Yönetmenliğini Emin Alper'in yaptığı 'Tepenin Ardı' 
En  İyi Film





Yapımcılığını Kaz Film Prodüksiyon, Yönetmenliğini Reis Çelik'in yaptığı Lal Gece isimli film ise 'En İyi Senaryo Ödülü'nü kazandı.








Gecenin sürprizi ise bana oldu. Önümüzdeki yaz çekilmesi planlanan senaryosu Engin Günaydın tarafından yapılmış, yönetmenliği Yağmur-Durul Taylan tarafından yapılacak olan 'Ağlamak Yok' isimli projenin yapımcısı Zeyno Film olarak  başvurduğumuz APSA Akademi Fonunda bir geliştirme ödülü kazandık. Bu her yıl sadece 4 yapımcıya verilen bir 'geliştirme fonu' olduğundan, çok gurur ve mutluluk duydum. Yukarıdaki fotoğrafta şaşkınlığımı görebilirsiniz!!!!

APSA, bence Türkiye'li sinemacıların gözünü çevirmesi gereken bir organizasyon... Bu yıl 6.sı yapıldı... Ülkemizden aday olan sinemacı dostlarımız da otomatik olarak APSA üyesi oldular. Ben 2008'de Üç Maymun filmi aday olduğunda akademi üyesi olmuştum. Dünya sinemasında Asya-Pasifik bölgesinin önümüzdeki yıllarda daha da yükselişe geçeceğini düşünüyorum. Özellikle filmlerde görsel zenginlik, aksiyon sahnelerinin kullanılış biçimi, dramaturji ve mizansen anlayışındaki yaratıcı ve deneysel yaklaşım, çok önemli ürünlerin geleceğini gösteriyor.

Buradaki jüri deneyimim, hayatımdaki en 'özel' deneyimlerden biriydi... Bu benim 4. Uluslararası jüri deneyimim ama hem her gün birken deneyimlerimi değerlendirmek, hem aynı dili konuşmadığım 6 çok kıymetli sinema insanı ile bir masanın etrafında sadece ve sadece 'sinema' konuşmak ve tartışmak bana çok iyi geldi. Aslında bu jüride müthiş bir sinerji vardı ve herkes birbirini saygıyla, anlamaya çalışarak dinledi. Sonunda 'sinema'nın ortak vatanımız olduğunu düşündük. Ve son gün ayrılırken oldukça duygusal anlar yaşadık.

Bunun dışında, harika bir organizasyondu... APSA Artistik Direktörü Maxine Williamson, prodüksiyon sorumlusu John Mobbs, Film bölümü sorumlusu Lung Ong ve onları asistanlığını yapan ekip muhteşemdiler. 

12 Gün sadece ve sadece film izleyip, akşamları yine sadece 'sinema' konuşulan yemek organizasyonlarındaydık. Bazen hayattan, sonra yine sinemadan... Ülkelerin politikasında, kültürlerinden konuştuk. 

Son 2 gün adaylarında gelmesi ile, Tangalooma adası, şehir turları ve tekne gezileri yaptık. Kapanış töreni provaları da çok önemliydi. Hem adayları hem bizi provaya aldılar. Galiba bu yüzden tören hiç aksamadan devam etti.

Sevgili Dostlar,
orada yeni öğrendiklerim, gözlemlediklerimi burada yeri geldikçe paylaşacağım. Yapımlab öğrencileri ile zaten derslerde hep konuşacağız. Şimdi sizlerle son 2 günden bazı anı fotoğrafları paylaşıyorum. Ödül alan meslektaşlarımı tekrar çok kutluyorum.


Jüri hatırası
TANGALOOMA ADASI
ŞAHANE SİNEMA SALONUMUZ

23 Kasım 2012 Cuma

YAPIMLAB'DAN DENEYİMLEYENLER ANLATIYOR : MEHTAP AKDENİZ

Merhaba Sevgili Dostlar,
Brisbane'dan dönüşe geçiyoruz bugün... Şimdi bunu size yolladığım saatlerde hepiniz uykudasınız. Burada saat şu anda 13.00 civarı...
İstanbul'a dönüşte burayı, ödül gecesi ve Asya Pasifik Sineması ile ilgili tüm gözlemlerimi sizlerle paylaşacağım.


Ama ben buralardayken şahane bir şey oldu, YAPIMLAB'lı Mehtap ve Şebnem bir kısa film çektiler.
Bunun öyküsünü Mehtap'tan bize yazmasını rica ettim. Mehtap profesyonel iş hayatına başka bir boyut getirmek için kendisine yeni açılımlar ve yepyeni bir alan yarattı.Çok ciddi, ders kaçırmayan bir 'öğrenci' olarak, hatta diyebilirim ki katıldığı her grubun neşesi ve motivasyon kaynağı oldu. Yapımlab'da geçirdiği süreci ve deneyimlerini yazdı. Son olarak da, yine Yapımlab'lı Şebnem ile bir kısa film çektiler. Yine atölyelerimiz katılımcılarından Gülda onların en büyük desteği oldu. Benim için ise bambaşka bir duygu... Dün gece burada APSA fonundan ödül kazanan 4 yapımcıdan biri oldum ama otel odama döndüğümde Mehtap'ın bu yazısını okumak benim için gerçekten daha büyük bir ödül.

Şimdi sizi Sevgili Mehtap Akdeniz'in kalemi  ile başbaşa bırakıyorum. Çok güzel ve cesaret verici bir bir hikaye okuyacaksınız...


Hikâyecinin Hikâyesi
Her şey bundan üç sene evvel YapımLab’ın açtığı Yekta Kopan ile Okumak/Yazmak Atölyesine kayıt olmamla başladı.
O sırada okumadığım yeni çıkan kitaplar listesi giderek dağ gibi başucumda kâbus olup birikiyordu. Hayat şartları kitap okumakla ilişkimi oldukça bozmuştu. Bir yolunu bulup, bana uygun bir okumak yazmak atölyesine gitmeye karar verdim. Atölyeye okur yolculuğumla bozulan ilişkimi toparlamak amaçlı bir terapi olarak bakıyordum.
Bu duygularla kayıt olduğum YapımLab  Yekta Kopan Atölyesi bana umduğumun çok daha ötesinde kazanımlar sağladı. Kitap okumayı öğrendim. Evet öğrendim. İnsanların ruhlarına dokunma isteğim arttı. Öykü çözümlemeyi, karakter yaratmayı, olana bitene yazar gözüyle bakmayı, olay örgüsünü, kurmaca dünya kurmayı öğrendim. On derslik ilk kur bitti. Ardından on ders daha.. ve bir on ders daha. Biten kur bana yetmedikçe yetersizliğimi görüyordum. Bildikçe bilgisizliğimle yüzleşiyordum. Okumakla kalmıyor, yazıyordum. Son dersimizde Yekta Kopan beni, “Sen artık romanını yazmalısın, hikâyen de hazır,” diyerek uğurladığında omuzlarıma bırakıverdiği yük öylesine güzeldi ki. 
Okumak/Yazmak Atölyesi devam ederken, eş zamanlı olarak YapımLab’da sinema üzerine eğitimler başlamıştı. Bir gün Yekta Kopan yazdığım öyküyü dinledikten sonra, “Sen aslında öyküden çok senaryo yazıyorsun, senin her öykünden film olabilir,” dedi. Yekta Kopan’nın bu görüşünü Zeynep Özbatur’la paylaştığımda şans bu ya bir kaç hafta sonra bir senaryo atölyesi başlıyordu. Hemen karar verip, senaryo atölyeye kaydımı yaptırdım. İki kursu bir arada yürütmek beni zorlayacak olsa da denemeye değerdi.

Eğitim Senaryosu
Nilgün Öneş ile senaryo atölyesi benim için bir başka yola doğru ilk adım oldu. Uygulamalı bir atölyeydi. Kendi oluşturduğumuz hikâyeyi senaryolaştırmamız üzerine kuruluydu. Senarist mantığının nasıl çalıştığını, senaristin anlamını, öykü yazmakla senaryo yazmanın derin farkını tam olarak görebildim. Haftanın bir günü yazdığım gereksiz cümleleri, bir başka günü yazdığım gereksiz planları atıyordum. Senaryo yazımından önce uzun bir dramaturji safhası gerektiği, araştırmanın çok önemli olduğu netti. Sosyoloji, felsefe, ekonomi, mühendislik, gurmelik, hatta tıp bilgisinin gerektiği, eğer bilmiyorsan mutlaka uzmanlarından görüş alınması gerektiği, masa başı çalışması dediğimiz uzun bir süreçti bu. Hem çok zevkli hem de çok gerçekti. Öykü yazarken alabildiğine koptuğun gerçekliğe, senaryo yazarken olabildiğince yakın durmak gerektiğini gördüm. Gerçeklik! Benim için biçilmiş kaftan buydu. Araştırmak! Benim en çok keyif aldığım alandı.
Bu dönemde gidebildiğim bütün seminerlere katıldım. Ustaları dinledim. Notlar aldım. Bu notlar sırasında üç konunun önemli olduğuna karar verdim: Birincisi, seni motive edecek bir derdin olmalıydı.  Derdini özgün bir hikâyeyle anlatmalıydın. Anlatmak yetmiyordu. Öykücülükten farklı olarak senaryo yazımının kendi içindeki matematiği kavraman gerekiyordu. İkincisi; elindeki  altmış, yetmiş sayfalık senaryoya bir yandan seyirci gözüyle, öte taraftan yapımcı gibi bakabilmeyi bilmen gerekiyordu. Teknik düzeyde çekim süreci bilgi ve deneyimine sahip olmak şarttı. Üçüncüsü ise sinemanın bir sektör olduğunun bilincinde olup, sektörü ve dinamiklerini öğrenmekti. Yani eğitim şarttı. Eğitime devam ettim.
12 haftalık Nilgün Öneş atölyesi biter bitmez, YapımLab’da Burak Göral ile Senaryo Yazmak Atölyesine başladım. Uygulamalı bir kurs değildi. Daha metodik bir atölyeydi. Mevcut filmlerin röntgenini çekiyorduk. İşin içine görsel anlatı, zamanlama ve anlatım yöntemleri de girmişti. Yönetmenleri tanımaya başladım. On haftalık eğitimde, filmleri anlamak ve çözümlemek amacıyla izlemeyi öğrendim. Bir film eleştirmeninin gözünden filmlere bakmayı öğrendim. En önemlisi bir eleştirmen filmlerde neye bakar bunu keşfettim. Senaryo yazmanın matematiği nedir? Doğru formatlar. İyi bir filmde senaryonun oynadığı rol nedir? Sinema niçin sanat değildir? Ekip işi olan sinemanın senaryo başarısından ya da yönetmenin becerisinden ibaret olmayan büyük bir bütün olduğuna ikna oldum. Sinema filmi adı altında toplanan bütün sanatların hatta kuramların kurgusal bir şölene nasıl dönüştürülebileceğini sezdim. Burak Göral’ın bloglarını takip edip, izlediğim filmlerle ilgili görüşlerine bakıyordum. Sinema üzerine kuramsal kitaplar okumaya, dahası yeniden yıllar sonra felsefe okumaya başladım. Sinema ve felsefe iyi bir ikiliydi. Felsefesi olmayan senaryo, evrenselliğinden çok şey kaybediyordu. Sinema kuramcılarının peşine düştüm. “İyi film” denilen filmlerdeki iyinin en temelde ne olduğunu anlamaya gayret ettim.
Hala eksiktim. Sektörü tanımıyordum.

Sektörden Önce Kaktüs
Eğitim sadece sınıf sıralarında ve uzman ellerde olmuyor kuşkusuz. YapımLab’da yerleşik yuvarlak masanın başına toplanmış seçilmiş dostlarla da olabilir. Yekta Kopan Atölyesinde giderek çoğalan bir ekip olmuştuk. Her Perşembe ders çıkışı, Cihangir Kaktüs’de toplanıp hayattan, edebiyattan konuşup ruhlarımızı iyileştiriyor, birbirimizi geliştiriyorduk. Eğitiyorduk. Yuvarlak bir masanın etrafında toplandığımız o ilk Kasım akşamına kadar hayatın köşeli, dikdörtgen masalarında düz çizgilerden düşmeden iyi niyetle hayallerine yürümeye çalışan, yolu YapımLab’dan geçen yirmi iyi insan. Günlerce, saatlerce konuştuk. Birlikte sinema festivallerine, tiyatrolara, sergilere, seminerlere, konserlere, söyleşilere, konferanslara gittik. Hep niyet ettik ama bir kere bile Nevizade’de rakı içmeyi beceremedik. Giderek öykülerimiz birikti. Çok oldu. Çok olduk, kendimize bir blog açtık. Adımızı Cihangir’de YapımLab’da bizi buluşturan o büyülü yerin adını verdik, “Yuvarlak Masa Yazarları” dedik. Blogumuz daha ilk haftadan on bin kere ziyaret edilince,  kendimize güvenimiz arttı. Mükemmel bir ekip olmuştuk. Hepimizin öykülerinden oluşan bir toplu öykü kitabı bastırmaya karar verdik. Şu anda onun çalışmaları devam ediyoruz. Önümüzdeki yıl, bahar aylarında kitabımız raflarda da olmasını ümit ediyoruz. 

Zeynep Özbatur Atakan ile Yapım Atölyesi
Hikâyenin ilk pik noktası YapımLab’a ayak bastığım gün ise, ikinci pik noktası bu atölyeye başladığım gündür. On yedi sene reklamcılık yapmış biri olarak, yaratıcı sürecin, ekip yönetiminin, film setlerinin, ürün satmanın, marka yaratmanın ne demek olduğunu biliyordum ancak sinema sektörünün ne olduğunu bilmiyordum. Sinema tam anlamıyla bir sanat değildi. Sinema bir sektördü. İşin içinde yaratıcılık belki ön planda idi ama tek başına yaratıcılığın hiç bir anlamı yoktu.  Dünyanın en iyi senaryosunu yazsan, dünyanın en iyi yönetmeni olsan da tek başına bir hiçtin. Sanat olamaması da işte bu ‘iş’ olma durumu nedeniyleydi. Sinema bir işti. Öğrenilebilir bir şeydi. İşte bu anlamda eğitim şarttı.  Oysa Edebiyat/yazarlık öğrenilebilir bir şey değildi. Yalnız başına bir süreçti. İşte o yüzden sanattı. Yazmak önemli oranda şahsi yetenek  gerektiriyordu. Olmamış bir metni olduracak görüntüler, müzik, efekt gibi yan dalların desteği yoktu. Tüm duyguları cümlelerinle satır satır ifade edebilmeliydin. Eğitim ile sadece doğru yazmayı ve okumayı öğreniyordun, bir de yazıp yazamayacağını. Bu da azımsanacak bir bilgi değildi, en azından rasyonel hayaller kurmak için insanın aklını başına getiriyordu.
(Buraya bir ekleme yapmam gerek. YapımLab’da yapımcılık kursuna başladıktan kısa bir süre sonra bir eleştirmene yazdıklarımı okutmak ve yazmak konusunda kendime doğru/gerçekçi notumu vermek için bir başka oluşumun edebiyat atölyesine daha gittim. Hikâye analizi ve yazdığım öykülerimin, eleştirmen gözüyle incelendiği altmış saatlik kursun sonunda bir kitap bastırmanın yazmaktan daha zor olduğuna ikna olmuştum. Eleştirmenleri ve yayınevlerini ikna edecek bir kitap yazmak kolay bir şey değildi. Parayı bastırırsan ilk öykünü yayınlatabilir ya da ilk kitabını bastırabilirdin. Bu bilgi bana yetti. Kitabımı param olunca yazmaya karar verdim.)
Zeynep Özbatur’la yapımcılık dersi için girdiğim sınıf gerçekten benim için büyük bir şanstı. Sınıfta inanılmaz bir sinerji ve ekip ruhu vardı. Daha ilk haftadan birbirine destek olmak isteyen, egoları sıfır, sinema için bir şeyler yapmaya kararlı yönetmen adayları, yapımcı adayları, bir gazetenin sinema yazarı, oyuncu ve senaryo yazarı adaylarının olduğu bir sınıftı. Zeynep Özbatur’un yarattığı sinerjiyle eğitim günleri çok keyifli ve verimli geçiyordu. Altı ay sürdü. Zeynep, sinemanın bütün bileşenlerini yaşadığı deneyimlerden örnekleyerek, onca yıldır biriktirdiği hazine değerindeki hiç bir bilgiyi sakınmadan oluk oluk akıtıyordu bizlere.
Yapım Atölyesinde bir film senaryosuna yapımcı ve en nihayetinde seyirci gözü ile bakmayı, senaryo yazarken hayal gücüne gaz verip bir planda bir film bütçesi maliyeti gerektiren planlar yazıvermemeyi, senaryo aşamasında güçlü ve zayıf yanları keşfetmeyi, bir filmin “ana cümlesinin” niçin çok önemli olduğunu, her senaryoyu her yönetmenin niçin çekemeyeceğini, hangi projeye hangi kanallardan fon bulunabileceğini, hukuksal süreçleri, telif haklarını, dağıtımın inceliklerini, film pazarlarını ve beklentilerini, ulusal ve uluslararası sinema satış marketinin dinamiklerini, ortak yapımcı bulmanın püf noktalarını, setten yayın kopyasına kadar giden sürecin önceden nasıl planlanıp bütçelendirileceğini, Proje projelendirmeyi, yapımcının para veren etkisiz eleman değil, aslında sektörün beyni olduğunu öğrendim.
Artık senaryolara bu gözle bakıyorum. Fon bulabilir mi? O sahne gerekli mi? Karakterler tutarlı mı? Gişe mi yapar, ödülleri mi toplar? Ortak yapımcı kim olabilir? Bütçesi yaklaşık ne olur? Hepsini elime gelen dosyayı okuyarak tahmin edebiliyorum. Elbette bunda diğer eğitimlerin, elimdeki felsefe diplomasının, psikolojiye duyduğum özel ilginin ve reklam deneyiminin büyük etkisi vardı.
Kurs bittiğinde hepimiz elimizi taşın altına koyup öğrendiklerimizi deneyim etmeliydik. Zeynep’in bize en önemli tavsiyesi buydu. Telefonla bile olsa bir kısa film çekin, diyordu. Hepimiz Zeynep’in danışmanlığında projeler oluşturduk. Bütçeler yaptık ve filmlerimizi çekip, Aralık ayındaki toplu gösterimde buluşmak üzere dağıldık. Ama hiç kopmadık. Herkes birbirine yardım etti.
Kendi öykülerimden bir kısa film çıkarmakta zorlanıyordum. Dışarıdan bakamıyor, benim anladığım şeyi başkalarının bire bir anlamamasından hatta yorumlamasından rahatsız oluyordum. Henüz tam profesyonel değildim. Yönetmenlik gibi bir hevesim de hiç yoktu. Fikirlerimin, hayatımdan izler taşıyan hikâyelerin başkaları tarafından değişime uğramasına seyirci kalamıyordum. Senaryomu teslim edeceğim yönetmen onu elleyip, koklayıp kendine göre başka bir şey yapacaktı. Buna hazır değildim. Başka birinin öyküsünü senaryolaştırmam gerekiyordu. Öykü kitabı okumaya başladım.
Bu sırada altmış saatlik edebiyat kursuna da devam ediyordum. O sınıfta YapımLab’daki Yekta Kopan kursundan arkadaşlarım vardı tabi... Bu sefer uzun bir dikdörtgen toplantı masasının etrafında uzun cetvel gibi diziliydik. Öykü kitaplarıyla da bir yere varamadım. Zaten bir öğrenci filmi için telif ödemeyi gerektirecek bir çözüm, yüksek bir bütçe de çok anlamsızdı. Bu yolla senaryolara anlam katan yazar/yönetmen görüşü denen ve aslında her şeyi anlamlı kılan alt metne de ulaşamıyordum. Bu öyküyü neden yazdığını anlattığı metne ihtiyacım vardı. Senaryo hatta film bu metin ile can buluyordu benim zihnimde. Bildik tanıdık bir yazara ihtiyacım vardı. Beni seven bana güvenen dost bir yazara.

Kendisi Kısa, Hikâyesi Uzun Film
“ADEM ELMASI”
YapımLab Yekta Kopan atölyesinden tanıdığım Şebnem Dönmez de benden bir önceki kurda YapımLab’da Zeynep’in yapım atölyesine katılmıştı. Aslında onunda yapması gereken bir bitirme ödevi vardı. Bir senaryo yazalım ve sonra çekelim diye anlaştık. Yönetmenliği o yapacaktı. Uzun bir ön hazırlık dönemi geçti. Filmler izledik, kitaplar okuduk, yazdık çizdik. Ana tema aradık. Çalıştık. Çalıştık. Sonra bir gün bir şey oldu. YapımLab Yekta Kopan atölyesinden tanıdığım Gülda Şahin ile altmış saatlik kurstaydık. Öyküsünü okudu ve eleştirmen/yayıncı hocamız, “Hiç beğenmedim,” deyiverdi. Oysa ben bayılmıştım. “Ben bu öyküyü istiyorum, kısa filmini yapalım,” dedim. “Verdim gitti, hatta çekimler için para da veririm,”dedi Gülda. Meğer bir önceki yıl gittiğimiz ve benim olmadığım bir derste Yekta Kopan atölyesinde aynı öyküyü okumuş, atölye öğrencilerinden arkadaşımız cast direktörü Harika Uygur, “Bundan kısa film olur,” demiş. Aklın yolu bir.
Şebnem öyküyü okudu, beğendi. Hemen ertesi gün buluşup senaryoyu yazdık. Senaryoyu okuyan herkes çok beğeniyordu. Öyküsü yeniden ele alınan, adı değişen ve başka bir hale dönüşen Gülda’nın senaryoyu ilk okuduğunda en derininde neler hissettiğini hiç bilemedik. Benim kaygılarımı taşıdı mı soramadık. Ama ben yazara ve onun iç dünyasına yakın olduğumuza emindim. Güzel, dedi. Çok heyecanlandım, dedi. “Adem Elması çok güzel isim,” dedi. “Sözüm söz,” dedi. “Sizi seviyorum,” dedi. Yürektendi.
İş çekim senaryosu ve hazırlıklarına gelmişti. Şebnem gerçekten çok titiz çalıştı. İlk film için duyulan bütün heyecanları duydu. Aslında senaryoyu yazdığımızdan sonrasını Şebnem’den dinlemek lazım. Uzun bir hazırlık sürecinden sonra film geçtiğimiz akşam çekildi. Aralık ayındaki YapımLab öğrenci filmleri toplu gösterimine hazır olacak. İlk film için hatalarımız olabilir ama bizler iyi öğrencileriz, gerçekten iyi niyetle çok çalıştık. Hala öğrenmem gereken çok şey var. Eğitime devam.
Bu uzun hikâyenin kahramanları Şebnem, Mehtap ve Gülda’dan ibaret değil elbette. Kahramanların tamamının tek tek isimleri kalbime yazılı. Biz iyi bir ekibiz. Bizi bir araya getiren YapımLab’a, kalbimizdeki ışığı doğru yöne tutmamıza vesile olan Yekta Kopan’a, Nilgün Öneş’e, Burak Göral’a,  Zeynep Özbatur Atakan’a, hayalimizi ete kemiğe büründüren herkese…

Kalpten sevgiler.
Mehtap Akdeniz



22 Kasım 2012 Perşembe

İYİ EKİPLER HER ZAMAN HARİKALAR YARATIR...

Merhaba Sevgili Dostlar,
Brisbane'daki son 2 günüm... Cumartesi için dönüşe geçiyorum. Pazar günü İstanbul'da olacağım. Burada 11 gün nasıl geçti, gerçekten anlayamadım. Her gün, 3 seans film izlemek ve araya sıkıştırılmış programlarla her şey zamanında yapılabildi.

Buradaki bu harika organizasyonun arkasında gerçekten çok iyi çalışan bir ekip var. Türkiye'de en çok yaşanan sorunlardan biri de 'ekip olabilmek' ya da 'takım ruhu' taşımaktır. Bu nedenle, burada kaldığım süre içerisinde ekiplerin çalışma sistemlerini gözlemledim.

Kendi deneyimlerime göre, bugüne kadar çok iyi ekipler oluşturdum ama sinerjisi daha düşük ekiplerde işleri yürüttüğüm çoğu zaman oldu. Ama şu ana kadar 'en iyi' diyebileceğim 'ekip' halihazırda Zeyno Film'in ekibidir. Çünkü, kendi kurumsal kültürümüzü oluşturduk. Tüm ekip üyeleri eleştiriye ve bilgi almaya çok açık... Ego çarpışmaları ile uğraşmıyoruz ve üretiyoruz. Buraya geldiğimde, tüm organizasyonu ofiste onlar yaptıkları için, sizin şirketiniz ve ekibiniz ne kadar profesyonel ve iyi diye övgü almak beni ne kadar mutlu etti anlatamam. Hepsi inanılmaz değerli insanlar ve  şu 2 haftadır onları çok özledim. Peki, bu övgüleri duyunca hemen bunun nedenini düşündüm. Bunun en önemli nedeni Zeyno Film, tüm ekibini Yapımlab öğrencilerinden seçiyor. Çünkü 24 haftalık eğitim süresince birbirimizi karşılıklı tanıyoruz. Ben onları, onlar da beni... Bu gözlemler sırasında 'sinema' gibi zor bir alanda yanyana yürüyebilir miyiz diye düşünüyoruz.
Ben, profesyonel bakış kadar, işi ne kadar ruhuyla yaptığı ve en önemlisi 'kariyer' hedeflerinin olması ilgilendirir. Hatta  bilgi ve deneyimden daha önce, iyi bir karakter, idealist bir bakış açısı olanlarla çalışmayı severim.

APSA 'nın artistik direktörü Maxine Williamson'a ekibini nasıl oluşturduğunu sordum. Hemen hemen aynı kriterleri söyledi ve 'işi kalbiyle yapanları' tercih ediyoruz dedi.'İşini kalbiyle yapanlar' bir ekibin en önemli elemanı olmaya adaydırlar. Örneğin, şu anda buradaki ekipte inanılmaz bir sinerji var ve herkes birbirine çok saygılı.. Genellikle 20-40 yaşları arasında 'genç' insanlardan oluşuyor. Kendi aralarındaki iletişim biçimi şahane ve en önemlisi iktidar savaşı, 
ego sorunları yok... Pek çoğu öğrenci ve diğerleri harika eğitimler almışlar.

Buraya gelmeden önce, bana 14 günlük programımı her saati hesaplanmış olarak göndermişlerdi. Gerçekten iyi bir çalışma yapmışlardı. Ama, benim elime daha da ayrıntılı bir program verdi Özlem. Buradaki saatlerin karşısına Türkiye'deki saatleri ve beni ilgilendiren pek çok ayrıntıyı eklemişti. Giderken elime bir dosya tutuşturdu. İçinde burada bana lazım olacak tüm bilgi detaylar, uçak biletleri vs.. Ben de gururla onların yolladığı ve bana göre eklemeler yapılan programı gösterince çok güzel bir gurur yaşadım.

Sinema alanında meslek sahibi olmak isteyenler, kendilerinin takım çalışmasına uygun olup olmadığını gözden geçirmesi gerekir. Çünkü bu meslekte mutlaka takım çalışması içerisinde olacaksınız. Endüstriyel bilgiler kadar kişinin kendi gelişimi de önemlidir. Ben kişisel gelişime çok önem verdiğimden öğrencilerime bunu çok sık hatırlatırım ve hatta bununla ilgili çok fazla çalışma yaparız. Kişinin kendisinin güçlü yönlerini bilmesi kadar güçlenmesi gereken yönlerini de bilmesi ve nedenini anlaması gerekir. Bu da bir ekip içerisinde kendinizi tarif edebilmenizin en iyi yollarından biridir. Çünkü ekip içinde roller ve sorumluluklar net ise, siz kendi rolünüzün ve sorumluluğunuzun bilincindeyseniz 'başarı' mutlaka gelecektir.

Bugün buradan ekibime ve birbirini seven sayan tüm ekiplere selam yolluyorum...

18 Kasım 2012 Pazar

APSA GÜNLÜĞÜ-2

Merhaba Sevgili Dostlar,

Yorucu ama bir o kadarda güzel anılar biriktirdiğim bir süreç yaşıyorum. Son 5 gündür sadece ve sadece film izliyoruz. Gerçekten farklı coğrafyalardan farklı filmler izliyorum. Tabiki sinema konusunda çok önemli gözlemler yapıyorum. Şimdiden söylüyorum, haftaya atölyede derslerin saatleri yetmeyebilir, hatta ek ders bile koyabiliriz, bu paylaşımlar için... 

Tüm Jüri üyeleri için hazırlanmış özel bir salonda filmleri izliyoruz. Bu salonda DCP format gönderenlerin filmleri izleniyor. 35mm kopya gönderenler için ise yine bizim için ayrılmış özel bir sinema salonunda filmleri izliyoruz. Salonlar teknik açıdan mükemmel, ama klimalardan ötürü çok soğuk. Fotoğrafta göreceğiniz üzere battaniye servisi var:)

Jüri arkadaşlarım mükemmel... Avustralya'dan, İsrail'den, Hindistan'dan, Gürcistan'dan, Çin'den ve ben Türkiye'den... Gerçekten sinemanın dili hepimizi birleştiriyor. Ve hayatlarımızı birbirimize anlattığımızda, benzer idealler, kaygılar içinde olduğumuzu farkediyoruz. Jüri başkanımızın 'yapımcı' olması ise ikimizin arasında özel bir iletişim oluşturdu. Başkanımız Jan Chapman, Jane Campion'un yapımcısı... Piyano, Bright star ve aradaki pek çok filmi birlikte yapmışlar. Aynı zamanda çok yakın arkadaşlar... Bütçe yapmaktan, finans planına, kastingden, Cannes deneyimine ve diğer festivallere kadar herşeyi konuştuk. Bu arada Avustralya'daki sistemde işini iyi yapan 'yönetmen' ve 'yapımcı'nın para aramak gibi bir sorunu olmuyormuş. Kamu fonları ile harika çözümler yaratıyorlarmış.

Bugün öğle yemeğinde, bu 6 ülkenin finans kaynakları üzerine sohbet ettik. Bir an şahane bir panelin içindeymişim gibi hissettim kendimi... Gerçekten 6 ülkeninde sistemi farklı ama sinemaya bakış açısı aynı... Her şey çok güzel bir şekilde YAPIMLAB'lılar için not alıyorum. Özellikle finans ve maliyet derslerine bir yığın yeni konu eklenecek.

Akşamları ise değişik yerlere yemeklere gidiyoruz. Her akşam farklı bir şey deniyoruz. Ama, tüm gün kapalı filmleri izledikten sonra, keyifli bir sohbet çok iyi geliyor.

Benden bilgiler, şimdilik böyle.. Burada gece yarısı, Türkiye'de akşamüzeri... Dolayısıyla herkese şimdiden iyi bir hafta diliyorum...