HOŞGELDİNİZ

Yapım Laboratuvarı : Yapımcılık ile ilgili bilmek istediğiniz herşey...Zeynep Özbatur Atakan'ın gözlemleri, deneyimleri, paylaştıkları...

2 Haziran 2012 Cumartesi

PROJENİZE NE KADAR OBJEKTİFSİNİZ?

Sevgili Dostlar, geçtiğimiz aylarda yayınladığım bir yazımı tekrar sizlerle paylaşıyorum... Son dönemde yine  elindeki sinema projesi fikrine sıkı sıkı tutunmuş ve 'mucize ' bekleyen o kadar çok  kişi ile karşılaşıyorum ki... Oysa Sinema alanında yol alabilmek için bilgi+deneyim esastır. Aslında bana göre sinemacı olabilmek, dünyanın tüm diğer mesleklerinden ayrıcalıklı ve bir o kadar da zor bir meslek... Bu nedenle, herkes sinemacı olabilmenin ve 'ünlü' olabilmenin yolunu bir 'mucize' ye bağlıyor... Ben bugünlerde 'mucize'nin  kişini kendini doğru değerlendirebilmesi olarak görüyorum. Eğer bilgi dağarcığınıza her gün birey katmayı, bir günden diğerine 'hayatınızda'ki ilerlemeleri göremiyorsanız, mucizeye yaklaşmanız o kadar zordur. Bu arada, keşfedilmeyi bekleyen her 'senaryo' ya da 'film projesi'nin, önce sahibi tarafından 'objektif' olarak değerlendirebilmesi sizi beklediğiniz o 'mucizevi' sanılan günlere daha çok yaklaştıracaktır. Sinema projesinin gerçekleşmesi için 'projenizin keşfedilmesi' bir piyango bileti almak değildir. Kişi kendini geliştirerek, bilgisini arttırarak ve sabırla öğrenerek istediklerine ulaşabilir...


Başlıktan anlayacağınız üzere, sinema filmi projelerinde, projesini 'kağıt üzerinde' çocuğu gibi gören ve hiçbir yerine dokunmaya kıyamayan, eleştiriye açık olmayanlar ve sorunu sadece 'para bulamamak' olarak algılayanların çoğunlukta olduğu bir ortamın varlığından çoğu kez bahsediyorum.

Dünyada sinemada yönetmen veya senaryo yazarlığı yapmak isteyenler, 2 yoldan hedeflerine ulaşıyorlar. Bunlardan bir tanesi, sektörde en alt kademeden başlayarak çalışmak ve mutfağı öğrenmek, diğeri ise usta-çırak ilişkisi içerisinde olmaktır. Elbette bu süreçler öğrenildikten sonra kendini ortaya koyacak bir 'üretim' yapması da önemli şartlardan birini oluşturur. Elbette arada istisnalar vardır ama bu oran oldukça düşük bir orandır.

Türkiye'de ise, bu istisnai grubu temsil eden düşük oran, 'iyimser' bir tavır ile ele alınıp, bir anda 'yönetmen', 'senaryo yazarı' olduklarına inanıp, projeleri ile 'yapımcı' yani onlara göre 'yapımcı=para' anlamına geldiği için, projesindeki ilerleyememe sorununu buna bağlı olduğu düşünülüyor.

Dünyada sorunun iki farklı odak noktası elbette vardır. Ama önce iç odaklı sorunlara bakmak gerekir.

Proje sahibinin kendisi için bakması gereken iç odaklı sorular:
-Projemin güçlü ve zayıf yanları nelerdir?
-Bu projeyi gerçekleştirebilmek için yeterli bilgi ve deneyime sahip miyim?
-Projem ile ilgili beklentilerim gerçekçi mi?
-Bir başkasından yatırım yapmasını isteyeceğim, bu noktada projem her şeyi ile tamam mı?
-Kendime gerçekten güveniyor muyum?
-Projeme güveniyor muyum?
-Bu projeyi sunduğum yapımcı/yatırımcı, bu projeyi kabul etmezse neler kaybeder? Ya da hiçbir şey kaybetmez mi?

Bu sorular proje sahibinin kendine sorması gereken sorulardır. Genellikle 'suni' bir özgüvenle bu projeyi satma işine girmek için, projenin sorunlu tarafları görmezden gelinir. Belki de 'fikir' den gerçekten iyi bir proje çıkabilecekken, 'proje', 'üzerine titrenen çocuk' muamelesi görür ve ilerleyemez...

Bir projenin sağlıklı ilerleyebilmesi için, proje sahibinin hem kendini, hem de projesini gerçekçi bir değerlendirme ile değerlendirmesi gerekmektedir.

'Şu proje bunu yaptı, ben niye yapamıyorum' diye düşünenler, 'çok şanssızım' diye düşünenler, önce gerçekten sektör dinamiklerini öğrenmeli, bilgilerini geliştirmeli, plan-program yapabilmeli, kendilerini geliştirebilmeli ve projelerini en çok eleştiren yine 'kendileri' olmalıdır.

Sorunu dış odaklı görenler ise, önce 'dış odaklı' soruyu anlayabilmelidirler. Yani kulaktan dolma bilgiler ile değil, bunu gerçek deneyimlerle görebilmelidirler. Benim atölyelerimde bazen şöyle sohbetler olur: 'hocam piyasada bu durum böyle ilerliyor......vs', ben de soruyu sorana 'bu bilgiyi nereden aldın?' diye sorduğumda 'arkadaşımdan duydum' diye bir cevap alırım... Bu en kötü durumlardan biridir. 'Kulaktan dolma bilgi' ile strateji belirlemek, en kötü durumlardan biridir. Zira, 'kulaktan kulağa oyunu' bu konuya çok güzel bir örnektir. Unutmayın ki 'o deneyim'i dinleyip, inanıyorsunuz ama 'orada' değildiniz... Size aktarılan 'bilgi' aslında bir 'bilgi' değil, 'deneyimleyenin yorumu'... Buna göre mi yol haritanızı çizeceksiniz...

Projesine çocuğu gibi bakanlar için son birkaç söz:

Çocuğu olanlar bilir, çocuğunuzun gelişmesi gereken yanlarıyla ne kadar erken tanışılırsa, sorunlar o kadar hızlı çözülür. Zira, çocuğunuz birey olarak topluma karıştığı zaman O'nun iyiliği için bazı gerçekleri görmeniz gerekir. Projelerinize de böyle bakmalısınız. Yani; onun gelişmesi gereken yanlarını duymaya, eleştiri almaya açık olmalısınız. Tüm geri bildirimlere verecek bir cevabınız olabilir, olmayabilir ama her 'eleştirinin', en saçma gibi duranın bile gelişime çok faydalı olduğunu göreceksiniz...

Bunun için projeleriniz ile, ortak yapım fonlarına ya da toplantılarına katılmak, atölyelerde analitik çalışmalara yapmak, kamusal fonlara(kültür bakanlığı vb...) başvurmak çok faydalı yöntemlerdir. Projenize gerçekçi olarak bakmanızı sağlar. Hatta benim önerim sırf bu deneyim için 'pilot' proje hazırlamak ve süreçleri deneyimlemektir.

Çocuğunuzun (Projenizin) anne-baba evinden çıkma zamanı gelip geçiyor olabilir... Bu nedenle, projelerinizi hatta kendinizi bir proje olarak görüyorsanız kendinizi 'ego' sorunlarını bırakıp, deneyimlerin ortasına atmanızın tam zamanı...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme