HOŞGELDİNİZ

Yapım Laboratuvarı : Yapımcılık ile ilgili bilmek istediğiniz herşey...Zeynep Özbatur Atakan'ın gözlemleri, deneyimleri, paylaştıkları...

28 Ağustos 2012 Salı

FİLM BÜTÇESİ ANALİZİ ATÖLYESİ


Merhaba Sevgili Dostlar,
Eylül ayında uzun zamandır beklenen bir atölye açılıyor. Sinema filmi yapımı sırasında en önemli konulardan bir tanesi, hatta işin omurgasını oluşturan 'maliyet-bütçe' konusu ile ilgili aradığınız sorulara bu atölyede cevap bulacaksınız. YAPIMLAB'ın geliştirdiği uygulama çalışması ile bütçe formu ve maliyet formu oluşturulacak.

PROGRAMIN SÜRESİ:
6 Hafta-Haftada 3 saat
Her çalışmanın sonunda 1 saat uygulama çalışması
Toplam 18 saatlik eğitim

PROGRAMIN İÇERİĞİ:
-Senaryo+maliyet+bütçe ilişkisi
-Maliyet ve bütçe nedir? Ne değildir?
-Türkiye’de sinema endüstrisinde maliyet ve bütçe kavramları
-Uluslar arası alanda bütçe ne anlama geliyor?
-Bütçeleme teknikleri
-Bütçe ve maliyet mantığını oluşturma
-Endüstrinin rakamsal dinamikleri
-Nakit akışı planı ve iş planı oluşturma


Kayıt ve bilgi için 0 212 252 4556'dan Ayşegül Yeşim'i arayabilirsiniz. 

27 Ağustos 2012 Pazartesi

YAPIMCILIK YARATICI BİR MESLEKTİR...

Türkiye sinema endüstrisinde  'yapımcılık' uzun yıllardır yanlış bilinen ve bu yüzden yanlış algılanan bir meslektir. Bu nedenle sinema-tv eğitimi alan kişiler tarafından da pek fazla benimsenmez. 

Bunda yapımcı olmak için 'sermaye' gerektiği konusundaki inancında büyük payı vardır. 'Sermaye' sahibi olmak gerekliliği doğru ama nasıl bir sermaye? Sermaye sadece 'para'mıdır? Elbette değildir. 

Paranızda olsa bile eğer bilgiye ve deneyime dayalı bir 'sermaye' sahibi değilseniz, 'yapımcı' olamazsınız. Kaldı ki, 'yapımcılık' mesleği her ne kadar rakamlarla, sayılarla ve parayla ilişkisi olsa da, 'para sahibi' olmayı gerektirmez. Yani her 'parası olan' yapımcılık yapamaz, ama bilgi, deneyim ve iletişim ağını 'doğru' oluşturmuş sermayeye sahip birisi 'yapımcılık' yapabilir. Projesine 'yatırımcı' lar bulabilir, ikna edebilir, 'güven' verebilir... Herşeyden önemlisi stratejik düşünebilme yeteneği ve bilgi- deneyimleri sayesinde riskleri görebilir.

İşte yaratıcı yapımcılık anlayışı bu temel üzerine kuruludur. Deneyimlerinizle pek çok şey düşünebilir, alternatifleri çoğaltabilir ve her işte yeni deneyimler yaşayabilirsiniz.

Bir 'yapımcı' nın, sinema konusunda bilgileri tam olmalıdır. Yani, senaryodan, oyunculuktan, kurgudan, mizansenden anlıyor olmalıdır. Sanatın tüm dalları ile ve özellikle edebiyat ile yakın ilişki içinde olmalıdır. Tüm yenilikleri, teknik gelişmeleri takip etmelidir. Çok film seyretmeli, gözlem yapabilmelidir. 
Sosyoloji, felsefe ve psikoloji bilimleri konusunda donanımlı ve araştırmacı olmalıdır. 

Bütün bunların yanı sıra elbette 'yapımcı' olmasını sağlayan şey, stratejik düşünme yeteneği, fizibilite yapabilmesi, somut hedefler koyabilmesi ve bu hedefe uygun amaçlarla projeyi ilerletmesidir. İşte bütçe-maliyet-nakit akışı denilen herkesin uzaktan yapmaktan çok korktuğu konuların sırrı ise bir önceki cümlemdeki hedef-strateji-amaç üçgenindedir. Bunları doğru oluşturabilmek içinde bir önceki paragrafta olan bilgi ve deneyim gerekmektedir.

Sinema endüstrisinde üretmek isteyen herkes, her bölümün konusundan minimumda olsa anlamak durumundadır.Yazarlık-yönetmenlik-oyunculuk gibi yaratıcılık isteyen alanlarda 'yapımcı'yı sadece hesap-kitap ve organizasyon işlerini yapan biri gibi algılarsanız aslında film için önemli kanallardan birini kapatmış olursunuz. Bu elbette 'yapımcı' ya fikre ya da üretilen esere müdahale etme hakkı anlamına gelmez, 'yapımcı'nın o çalışmaya katacağı yaratıcı çözümlere yol açmış olur. İşte bir yapımcının en önemli özelliği 'yaratıcı çözüm üretmek' ve söz konusu çalışmayı stratejik olarak en doğru şekilde ilerletmektir.

Yönetmen-senaryo yazarı-yapımcı iş birliğinde eğer ilkeler, beklenti, amaçlar ve hedefler arasında birliktelik varsa, şu cümleler olmaz:

'bütçemiz yetmedi' , 'yapımcı izin vermedi', 'yapımcı o planları çıkardı' vs...vs...

İlkeleri, beklentileri, amaçları ve hedefleri konusunda işin başında anlaşmaya varmış ekipten böyle klişe kelimeler duymazsınız.

Çünkü 'yapımcı' hedef koyabilen, gerçekçi ve net olarak yönetmen ile iletişimde olan birisi olmalıdır. Her yönetmeninde, 'yapımcı' seçerken, ya da bir 'yapımcı' dan teklif geldiğinde kendi hedef ve ilkelerine uygun birisi olup olmadığını  bunun yanı sıra yukarıda yazdığım özellikleri düşünmesi gerekir. Sadece para yatırımı yapan bir kişiyi 'yapımcı' olarak konumlamak ileride büyük sorunlara yol açabilir. Sadece para yatıran kişi, eğer bu sektör ile ilgili deneyim ve bilgiye sahip değilse, hedefini filmin sadece ticari geri dönüşü ile sınırlayacaktır. Bu da pek çok soruna yol açacaktır.

Sevgili dostlar,
Türkiye'de sinema endüstrisinin en önemli ihtiyaçlarından bir tanesi 'yapımcı'dır. Önümüzdeki yıllarda bu endüstride üretmek istiyorsanız meslek olarak 'yapımcılık' mesleğini de düşünmenizi ve düşünmüyorsanız bile 'yapımcı' konusunda bakış açınızı bu yöne çevirmenizi öneririm. 
Çünkü dünyada sinema endüstrisinde 'yapımcılık' saygı duyulan ve ödüllendirilen bir meslek dalıdır. 



21 Ağustos 2012 Salı

HEDEFİ YÖNETMENLİK OLANLAR İÇİN...

Merhaba Sevgili Dostlar,

Bugün hedefi yönetmenlik olanlar için bir şeyler yazmak istedim. 

Özellikle sinema-tv bölümü mezunu birisi olarak, 'yönetmen' olunması noktasında bazı tespitlerim var.

Öncelikle, sinema için 'yönetmen' kelimesinin anlamına bakalım. Çünkü sinema ve televizyon biri birine yakın duran, çalışma pratikleri benzeyen ama çok farklı işlerdir. Öncelikle bu ayrımın farkında olmak gerekir. 

Sözlüklerde pek çok tanım var. Aslında bu tanımların hepsini toparlayacak olursak, sinemada 'yönetmenlik' koşulsuz yaratıcılığın olduğu bir meslektir. Bu kişi hem artistik, hem teknik olarak filmin yaratıcı sorumluluğunu alan kişidir. Dolayısıyla çok ciddi bir bilgi ve birikim gerektirir. 

Günümüzde sinema-tv okullarında eğitim alan ve eğitim aldığı 4 yılın sonunda endüstriye adım atan arkadaşlarımızın pek çoğu, hemen 'yönetmenlik' yapabileceğini düşünerek iş pozisyonları araştırmakta, ya da hemen 'yönetmenlik' işi olmasa da çok hızlı bir şekilde bu hedefe ulaşabilecekleri bir alanda çalışmak istemektedirler.

'Yönetmenlik' aslında, bu mesleği yapmak isteyen kişinin isteği kadar kendisini doğru değerlendirebilmesi ile doğru orantılıdır. 

Maalesef bu konuda Türkiye'de sinema endüstrisinin tam olarak gelişememiş olmasından ötürü, bu meslek,  uzaktan herkesin rahatlıkla yapabileceği ve çok büyük kazançları olan bir iş gibi algılanmaktadır. Oysa, 'yönetmen' olmak, pek çok bilgi, deneyim, konuya hakimiyet ve özgüven gerektirir. Genellikle genç arkadaşlarda bu özgüveni öne çıkarıp, bilgi, deneyim ve hakimiyeti geri plana atma eğilimine şahit olmaktayım. 

Kendisi ile ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapmadan film çekmeyi başaran pek çok arkadaşın hayal kırıklığına uğramaması mümkün değildir.

Bu bilgi ve deneyim deyince aklıma gelen özelliklerden bazılarını aşağıda yazdım. Sinemanın hangi alanı olursa olsun üreterek profesyonelleşmek isteyen herkesin sahip olması gereken donanımdır. İster senarist, ister yönetmen, ister yapımcı, ister oyuncu ya da teknik bir alan seçin, sinema ile profesyonel ilgilenmek isteyen birisi hayat ile ilişkisini sıkı bağlarla tutmalıdır. 

Bunun yanı sıra aşağıdaki konularda bilgi sahibi olmalıdır:

-Teorik sinema bilgileri,
-Sinema tarihi,
-Film analizi,
-Sanat tarihi, 
-Edebiyat,Müzik, Plastik sanatlar, Sahne sanatları konusunda
bilgi sahibi olan ve takip edilmesi,
-Sinema ile ilgili teknik bilgiler,
-Film setinde mutlaka yapım asistanlığından, birinci yönetmen yardımcılığı arasındaki işlerden en az ikisinde çalışmak, ya da fotoğraf ve kısa film çekmek,
-Senaryo bilgisi
-Analitik bir bakış açısı
-Yaratıcılığı keşfetmek üzerine bireysel çalışmalar

Tabii buna kendinizdeki yaratma ve ortaya koyma cesaretini de eklemek gerekiyor.

Kendimden bir örnek vermek istiyorum... Sinema-tv öğrenimine başladığım yıllarda, 'yönetmen' olmayı istiyordum. Ama o günlerde sinema endüstrisindeki diğer mesleklerin ne kadar önemli olduğunu bilmiyordum. 

Daha sonra 'yönetmenlik' mesleğinin 'farklı' olmayı gerektiren bazı özelliklerini taşımadığımı ama 'yapımcılık' alanında daha başarılı olabileceğimi ve kişisel özelliklerimin 'yapımcılık' mesleğine daha uygun olduğunu keşfettim. Kendimi doğru değerlendirdiğimi düşünüyorum ve mesleğimi aşkla yapıyorum.

Bu kararı kendi başıma aldım ama öncelikle 'set ve çalışma' ortamında, maddi hiçbir şey düşünmeden yıllarca çalıştım. Oradaki büyüklerimin, gözlemlerini dikkate aldım. Yani bu işe girerken 'taşın altına elime koydum'... Bu arada, üniversitede sinema eğitimi aldım, şuydu buydu demeden, her işi yaptım. Bazen yönetmene çay taşıdım, bazen çantasını taşıdım... Bunlardan hiçbir şekilde rahatsız olmadım. Bu sayede,prodüksiyonu, çekim ortamını, kurguyu ve pek çok   uygulama bilgisine ulaştım. O dönemde iletişim ve organizasyon alanındaki çalışmalarımın takdir aldığını görmek, beni 'yapımcılık' konusuna yönlendirdi. Bir film yönetmeyi hiç düşünmedim, düşünmüyorum da... Ama 26 yıldır önce reklam sektöründe, sonra sinemada birbirinden değerli yönetmenlerle çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Bu arada mesleğim ile ilgili araştırma yapmayı, okumayı ve film izlemeyi hiç bırakmadım.

Şimdi gözlemliyorum da, gençlerin pek çoğu erkenden 'uzun metraj' film çekme derdinde... Oysa, sinemada 'yönetmen' olmak, uzun ve sabırla yürünmesi gereken bir yol... Bunun tadını çıkararak yol almak en doğrusu...

Bugün 'yönetmen' olmak isteyen arkadaşlara söyleyebileceğim en önemli şey, kendilerinin bu işi yapıp yapamayacağı konusunda sağlıklı ve acele etmeden değerlendirmeleridir. Kendilerine karşı açık, net ve dürüst davranmalıdırlar... Yönetmenliğin büyük bir sorumluluk olduğunu unutmadan...İlkeli,karalı ve sabırlı olmalıdırlar.

Yazımı Tarkovsky'nin bir sözü ile bitirmek istiyorum:

''i̇lkelerine bir kez ihanet edersen, hayat her gün seni sorgular. hayat ile olan saf ilişkini yitirirsin. bir insanın kendisine karşı hile yapması onun; filminden, hayatından vazgeçmesi demektir.''...
                                                    
                                                                                        Tarkovsky




20 Ağustos 2012 Pazartesi

MESLEK OLARAK SİNEMA İLE İLGİLENİYORSUNUZ AMA NE KADAR FİLM İZLİYORSUNUZ?

Merhaba Sevgili Dostlar,

Ben bayram tatillerini şehirde kalıp geçirmeyi sevenlerdenim... İzleyeceğim filmler, okuyacağım kitaplar, araştıracağım konuların yanı sıra İstanbul'un bu tenha durumunu fırat bilip, yürüyüşler, dost ziyaretleri filan yaparım.

Film izlemek demişken, bir süredir derslerime katılan öğrenci arkadaşların pek çoğunda ve de sinema ile ilgilenmek isteyen pek çok genç ile konuştuğumda çok az sayıda film izlediklerini üzülerek gözlemliyorum.  

Kendi sinema eğitimi aldığım günleri düşündüğümde, o zamanın imkanları ile bugünün karşılaştırılamayacak olmasına karşın arkadaşlarımın ve benim ne çok film izlediğimi(zi), en sevdiğimiz derslerden birinin 'sinema tarihi' ve 'film analizi' olduğunu hatırlıyorum. Günlerce, saatlerce bitmeyen sohbetler, bununa bir beta ya da vhs kasetin elden ele dolaşması gibi nice anı var.

Şimdi bu kadar geniş imkanlar varken, sinema ile ilgilenen, bu alanda profesyonel olmak isteyenlerin televizyon dışında film izlememesi beni şaşırtıyor ve gelecekteki meslektaşlarım adına da endişelendiriyor. Çünkü, hem yaratıcılık, hem bilgi açısından 'film izlemeyen' bir sinemacı olabileceğine inanmıyorum.


Şimdi sinema-tv okullarında öğrenim gören pek çok öğrencime sorduğumda bu tip derslerin çok az olduğunu duyuyorum. Oysa sinema bilgi, deneyim ve uygulamalarla yapılan bir sanat ve meslektir. Sadece uygulama öğrenmek, ya da sadece teori öğrenmek yetmez. Hepsi bir arada olduğunda bir anlam ifade eder. Bir sinemacı da hem bilgi öğrenerek, hem uygulayarak, hem de 'film izleyerek' sinema alanında ilerleme kaydedebilir.

Bu açıdan bugün tüm sinema ile profesyonel olarak ilgilenen arkadaşlarıma  'film izleme' konusunu ciddiye alarak, sinema tarihi bilgilerini, geçmişten bugüne karşılaştırmalı olarak çalışmalarını öneriyorum.