HOŞGELDİNİZ

Yapım Laboratuvarı : Yapımcılık ile ilgili bilmek istediğiniz herşey...Zeynep Özbatur Atakan'ın gözlemleri, deneyimleri, paylaştıkları...

10 Şubat 2014 Pazartesi

BİR FİLM PROJESİ İLE YOLA ÇIKMADAN ÖNCE....

Sinema filmi projelerinde, projesini 'kağıt üzerinde' çocuğu gibi gören ve hiçbir yerine dokunmaya kıyamayan, eleştiriye açık olmayanlar ve sorunu sadece 'para bulamamak' olarak algılayanların çoğunlukta olduğu bir ortamın varlığından çoğu kez bahsediyorum.

Dünyada sinemada yönetmen veya senaryo yazarlığı yapmak isteyenler, 2 yoldan hedeflerine ulaşıyorlar. Bunlardan bir tanesi, sektörde en alt kademeden başlayarak çalışmak ve mutfağı öğrenmek, diğeri ise usta-çırak ilişkisi içerisinde olmaktır. Elbette bu süreçler öğrenildikten sonra kendini ortaya koyacak bir 'üretim' yapması da önemli şartlardan birini oluşturur. Elbette arada istisnalar vardır ama bu oran oldukça düşük bir orandır.

Türkiye'de ise, bu istisnai grubu temdil eden düşük oran, 'iyimser' bir tavır ile ele alınıp, bir anda 'yönetmen', 'senaryo yazarı' olduklarına inanıp, projeleri ile 'yapımcı' yani onlara göre 'yapımcı=para' anlamına geldiği için, projesindeki ilerleyememe sorununu buna bağlı olduğu düşünülüyor.

Dünyada sorunun iki farklı odak noktası elbette vardır. Ama önce iç odaklı sorunlara bakmak gerekir.

Proje sahibinin kendisi için bakması gereken iç odaklı sorular:

-Projemin güçlü ve zayıf yanları nelerdir?

-Bu projeyi gerçekleştirebilmek için yeterli bilgi ve deneyime sahip miyim?

-Projem ile ilgili beklentilerim gerçekçi mi?

-Bir başkasından yatırım yapmasını isteyeceğim, bu noktada projem herşeyi ile tamam mı?

-Kendime gerçekten güveniyor muyum?

-Projeme güveniyor muyum?

-Bu projeyi sunduğum yapımcı/yatırımcı, bu projeyi kabul etmezse neler kaybeder? Ya da hiçbirşey kaybetmez mi?

Bu sorular proje sahibinin kendine sorması gereken sorulardır. Genellikl 'suni' bir özgüvenle bu projeyi satma işine girmek için, projenin sorunlu tarafları görmezden gelinir. Belki de 'fikir' den gerçekten iyi bir proje çıkabilecekken, 'proje', 'üzerine titrenen ve aşırı korunan çocuk' muamelesi görür ve ilerleyemez...

Bir projenin sağlıklı ilerleyebilmesi için, proje sahibinin hem kendini, hem de projesini gerçekçi bir değerlendirme ile değerlendirmesi gerekmektedir.

'Şu proje bunu yaptı, ben niye yapamıyorum' diye düşünenler, 'çok şanssızım' diye düşünenler, önce gerçekten sektör dinamiklerini öğrenmeli, bilgilerini geliştirmeli, plan-program yapabilmeli, kendilerini geliştirebilmeli ve projelerini en çok eleştiren yine 'kendileri' olmalıdır.

Sorunu dış odaklı görenler ise, önce 'dış odaklı' sorunu anlayabilmelidirler. 
Yani kulaktan dolma bilgiler ile değil, bunu gerçek deneyimlerle görebilmelidirler. 

Benim atölyelerimde bazen şöyle sohbetler olur: 'hocam piyasada bu durum böyle ilerliyor......vs', ben de soruyu sorana 'bu bilgiyi nereden aldın?' diye sorduğumda 'arkadaşımdan duydum' diye bir cevap alırım... Bu en kötü durumlardan birirdir. 'Kulaktan dolma bilgi' ile strateji belirlemek, en kötü durumlardan biridir. Zira, 'kulaktan kulağa oyunu' bu konuya çok güzel bir örnektir. Unutmayın ki 'o deneyim'i dinleyip, inanıyorsunuz ama 'orada' değildiniz... Size aktarılan 'bilgi' aslında bir 'bilgi' değil, 'deneyimleyenin yorumu'... Buna göre mi yol haritanızı çizeceksiniz...

Projesini hazırlayıp yola çıkanlar için birkaç söz:

Çocuğu olanlar bilir, çocuğunuzun gelişmesi gereken yanlarıyla ne kadar erken tanışılırsa, sorunlar o kadar hızlı çözülür. Zira, çocuğunuz birey olarak topluma karıştığı zaman O'nun iyiliği için bazı gerçekleri görmeniz gerekir. Projelerinize de böyle bakmalısınız. Yani; onun gelişmesi gereken yanlarını duymaya, eleştiri almaya açık olmalısınız. Tüm geribildirimlere verecek bir cevabınız olabilir, olmayabilir ama her 'eleştirinin', en saçma gibi duranın bile gelişime çok faydalı olduğunu göreceksiniz...

Bunun için projeleriniz ile, ortak yapım fonlarına ya da toplantılarına katılmak, atölyelerde analitik çalışmalara yapmak, kamusal fonlara(kültür bakanlığı vb...) başvurmak çok faydalı yöntemlerdir. Projenize gerçekçi olarak bakmanızı sağlar. Hatta benim önerim sırf bu deneyim için 'pilot' proje hazırlamak ve süreçleri deneyimlemektir. Ayrıca, bu yıl hem bu blogda, hem yapımlab atölyede ve benim olduğum tüm atölyelerde çok fazla 'yeni nesil film finanslama' metotlarına yer vereceğim. Önemli olan motivasyonunuzu kaybetmemek ve kulaktan dolma bilgiler ile ilerlememektir. 

Şu günlerde çok güzel bir örnek var. Tolga Karaçelik'in yönettiği ve Diloy Gülün'ün yapımcılığını yaptığı 'Kelebekler' filmi Sundance'de 'Grand Prix' kazandı. Tolga'nın 3. filmi ve ilk filminden beri takip ettiğim çok sevdiğim bir arkadaşım... Her filmini ciddi zorluklarla gerçekleştirdi. En önemli özelliği ise, hiçbir kişinin ya da dıştan gelen negatif gelişmesinin etkisinde kalmadı. Kendine karşı en objektif oldu. Ve benim bildiğim 'Kelebekler' için en az 5 yıl çalıştı... Ama motivasyonunu ve enerjisini kaybetmedi. Bu filmi 18 günde çekti...

Hayatımda tandığım en objektif ve gelişime açık insanıdır. 

Projenizi yola çıkarmak için, önce kendinize inanmaya, bilgi ve deneyime açık olmaya ihtiyacınız var.. Bilgi olmadan olmaz... Sinema ile ilgileniyorsanız, dünya ile ilgili her konunun yanı sıra mesleki temel bilgilere ve bu bilgileri kullanabileceğiniz deneyimlere ihtiyacınız var.

Ve tabiki tüm bunlardan sonra, sizi bir adım öne çıkaracak projeye.. Sabırlı olmak ve süreci doğru kullanabilmek en önemlisi... Sonuç değil, süreç odaklı olursanız mutlaka bir değil birkaç iyi sonuç sizi bekliyor olacaktır...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme